NO HUMANITY

NO TECHNOLOGY

Tarihin tekerrür ettiği hususlardan birisi de bizlerin insanlık ve güç arasında olan ilişkimizin sınanmasıdır. Bu sınavı geçtiğimiz günlerde huzurun uzun yıllar hakim olduğu ancak kaybettiğimiz günlerde ise sefalet ve açılığın hüküm sürdüğü yıllar olmuştur. Adaletin ve merhametin olduğu bir yerde herkesin hayatını yada inancını/inançsızlığını özgürce yaşayabilmesi çok daha kolay olduğu gibi orada ki insanların birbirine olan saygısı ve merhameti ile de o beldenin yaşanabilirliği artacaktır. Eğer insanlar bu saygıyı ve merhameti yitirirse, saldırganlaşacağı gibi asıl değer verilmesi gereken şeyler yerine ömrü kendi lafzı kadar bile uzun olmayan şeylere vereceği değerle kendi sonunu hazırlar. İnsanları bir arada tutan değerler, toplumsal hafıza, tarih ve kültür; aidiyet duygusunu oluşturan en temel şeylerdir. Bu normlar içerisinde birçok şey inançtan da önce gelir çünkü insan, Hz. İnsan; önce İnsan’dır akabinde diğer kimliklere bürünür. İnsan, insan olamadıkça yani bir vücut bulmadıkça üzerine giyebileceği bir gömlek bulabilir mi? Onun için bizim bugünlerde üzerine konuştuğumuz ve bir araya gelmekte bile yıllardır zorlandığımız insanlık, hepimizin imtihanı olmaya devam edecek.

“There are only two tragedies in life: one is not getting what one wants, and the other is getting it.”
― Oscar Wilde, Lady Windermere’s Fan
“Hayatta iki trajedi vardır: Biri istediğini elde edememek, diğeri de istediğini elde etmektir..”

Ve aynı şekilde Efendimiz AleyhisselâtuVesselâm’ın buyurduğu üzre:

“İnsanoğlunun bir vâdi dolusu altını olsa, bir vâdi daha ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz..”
(Buhârî, Rikāk, 10; Müslim, Zekât, 116-119

Bu alıntılardan maksat karamsarlık çıkarmak değil ancak insanın kendi içinde ki kaynaklardan hangisini beslerse ortaya neler çıkabileceğini görmesi açısından önemli alıntılar olduğunu düşünüyorum. Sadece son dönemlerde değil insan yaratıldığı günden beri en son endişe etmesi gerektiği şeyin rızk olduğunu bilmesi gerekir. Buna aykırı davranarak dünyada geçirdiği tüm hayatını sonu gelmez bir çaba ile günün sonun da insanın elinin kiri olan para ve üzerinde nice insanların kan döktüğü topraklar için harcayan insanlarla daha önce bahsettiğim normlar üzerine mutabık kalmamız mümkün mü? Yeterince uzadığına göre hızlıca giriş yapalım.

İnsan, ürettiği ve üreteceği her şeyin önce kendisi ve diğer insanlarında faydasına olacak şekilde bir hassasiyet güderek üretmesi gerekir. Duyu organlarımızla kullandığımız her ne varsa ortaya çıkma insan ihtiyaçları ile direkt ilişkilidir ancak bu ihtiyaçların (!) hayvani yada şeytani duyguları besleyerek ortaya çıkması halinde durdurulması zor bir güç olarak var olacaktır. İnsan, savaşını verdiği bu imtihanda başarılı olamadığı zamanlarda bu güce tapmaya ve hizmet etmeye gayret ettikçe farkında olmadan içinde bulunduğu topluluğu gaddarlaştırmaya ve buna karşı olanları da köleleştirmeye çabalayacak, sonunda kendisi bu topluluğa farkında olmadan köle olacaktır.

Bugün bizlere medeniyet olarak örnek gösterilen birçok ülke, yıllardır dünyanın pek çok yerinde süren savaş ve kıtlıklarına ortağı/sebebi olarak dünya sahnesin de maskeleri ile yer almakta. Eskiden çok daha zor olan ama şimdi bilginin karşı konulamaz gücü ve insanların bilgiye olan açlığı örtülü olarak faaliyet gösteren birçok kişi/kurum/firmayı ifşa ve afişe etmemizi kolaylaştırıyor. Bunun yakın tarihte en önemli adımlarını atan, bugün birçoğumuzun bazı dokümanların içerisinde gördüğümüz

Creative Commons (https://creativecommons.org/)

lisanslarının geliştirilmesine katkı sağlayan, Demand Progress adlı platformu kurarak ABD hükümetinin internet üzerindeki kontrolünü artırma girişimlerine karşı mücadele eden Aaron Hillel Swartz (8 Kasım 1986 – 11 Ocak 2013) şöyle demişti:

“Information is power. But like all power, there are those who want to keep it for themselves.”
“Bilgi güçtür. Ama her güç gibi, bazıları onu kendilerine saklamak ister.”
Kaynak: Aaron Swartz’ın “Guerrilla Open Access Manifesto” (2008) adlı bildirisi.
(Tam metin: https://archive.org/details/GuerillaOpenAccessManifesto)

Dolayısı ile bilgiye erişim konusunda ki mücadele uzun yıllardır süre gelen bir mücadele. Şuanda da böyle bir özgürlük bulunmamakla birlikte en azından artık medeniyetlerin (!) sunduğu şeffaflık ve çıkar çatışmalarının neticesinde faaliyet gösteren herkes ve her şey ile ilgili bazı temel ama önemli bilgilere sahip olabiliyoruz. Bununun neticesinde âyan olan tespitlere rağmen kötülüğe/köleliğe ve aşağılık kompleksine bile isteye destek vermek safların ayrılmasına sebep olmakta.

İçerisinde bulunduğumuz dünyada kullandığımız tüm teknolojiler bize sunulan sınırlar içerisinde kullanmaya mecbur olduğumuz, sınırlarını çizenlerinde bir avuç insan olduğundan artık şüphemizin olmadığı âşikârdır. Yazının ikinci kısmında bu teknoloji şirketleri ve bağlantıları ile ilgili detaylı bir paylaşım yapacağım ama öncesinde bu teknoloji ve sahiplerini anlamak açısından bir giriş yapmak istedim.

Teknoloji, tek başına nötr bir olgu değil aksine kendi değerlerini de birlikte getirir. Bu değerler hepimizin tahmin edebileceği gibi ortaya çıktığı yerin izlerini taşır. Hangi teknolojinin geliştirileceği bir değer yargısıdır. Buna kimin erişeceği bir güç ilişkisi ve nasıl kullanıldığı ise bir kültürel tercihtir. Haberleşme denilen şey ilk insandan beri süregelen ama telefon/internet dediğimiz şey ise son yüzyıllara ait kavramlar. Bu kavramların yada teknolojilerin sahipleri biz olmadığımız için bunu üreten ve kullandıran insanlar bunun da çerçevesini kendileri çizdiler. Aynı teknolojiye sahibiz ama kimileri kendi hayal dünyaları için insanları ikna edebilmek adına yalan üretmek için kullanılırken aynı teknolojiyi başka insanlar çok daha faydalı işler için kullanabiliyor. Bu da üretilen teknolojinin kimler tarafından nasıl kullanılacağı, sahip olunan kültürle doğrudan bağlantılıdır. Hatta kıtalar arası bile benzer sosyal medya uygulamalarının bir kıtada bireyselci, asalak toplumlara hitap eden yada onların ortaya çıkmasına yardımcı olurken başka kıtada çok daha baskıcı, otoriter ve gözlem altında tutulmaları için kullanılabiliyor. Her ikisinde de adı “Sosyal” olan bu mecralar sunucuları farklı kıtalarda olsa bile kullanıldığı ülkeye göre şekilleniyor yada şekillendiriliyor. Bunun en somut örneklerinden birisi beşinci kol faaliyetinde ki teknolojinin üstlendiği görevdir.

Beşinci kol faaliyeti ilk olarak İspanya İç Savaşında (1936-1939) General Emilio Mola, “Madrid’e doğru ilerleyen dört kolumuz var, beşinci kol ise şehrin içindeki destekçilerimiz” sözünde geçmiştir ve adı koyulan bu faaliyetler günümüzde pek çok ülkede aktif olarak kullanılmakta. Bu faaliyetler eskiden daha ağırlıklı saha ajanları ile fiili olarak yapılırken günümüzde teknolojinin getirdiği konfor ile okyanus ötelerinden dahi yapılmasına olanak sağlamaktadır bu da sahip olunan teknolojinin nötr olmadığı çok net ortaya çıkmaktadır. Beşinci kol faaliyeti konu ile şimdilik direkt bir ilişkisi bulunmasa da ikinci kısımda bahsedeceğim şirketler ve ilişkileri konusunda dolaylı yoldan etkileşime sahiptir. Bu faaliyetler için çok ciddi yatırımlar ve harcamalar yapılmakta ve karşılığı da çoğu zaman alınmaktadır. Örneğin Arap Baharı (!) ile başlayan ve bitmek bilmeyen bir iç savaş döngüsü. Bu döngünün en güçlü dişlisini bu beşinci kol faaliyetleri oluşturmaktadır. 2010 yılında başlayan ve ne hikmetse aynı ay içerisinde 10+ kadar ülkede başlayan bu hareketleri bu faaliyetten bağımsız düşünebilir miyiz? Dijital dünyanın insanların ve toplumların üzerindeki etkileri için sayılacak birçok örnek mevcut. Bu faaliyet, sosyal medya ile zirve yaparak insanları tıpkı diğer kıtalarda olduğu gibi bireysel ve bencil, çevresinde olan bitenden bîhaber haline getirdikten sonra yani teknolojik terimle ‘Reset’ledikten sonra bütün değer yargılarını ve sahibi olduğu kültürünü yeniden inşâ ederek istediği insana dönüştürmesidir. Yani kendi istediği sisteme hizmet edecek insanları dönüştürerek bir araya getirmesi ve özünde (Fıtratında) istemeyeceği şeyleri onlara kendi rızaları ile farkında bile olmadan yaptırmasıdır. Bunun ülkelerde ki seçimlerden tutun sivil hareketlere hatta ekonomik yatırım/yaptırımlara kadar pek çok yerde emarelerini görebilirsiniz. Bizim insanlık ve teknoloji ile olan imtihanımız ise hakikate sahip çıkmakla başlar.

Kalabalık bizi her zaman doğruya götürmeyebilir onun için kalabalıkta da tenhada da her daim hakîkati aramakla mükellefiz. İnsan olarak sahip çıkacağımız ve en üstte tutmamız gereken şeydir hakîkat.

Yorum Yap!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.